Toplantının ana çıktısı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki hızlı artışın artık şebeke altyapısı, sistem esnekliği ve piyasa tasarımıyla birlikte ele alınması gerektiği oldu.
SHURA Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman, enerji dönüşümünün sadece iklim politikalarının bir uzantısı değil; arz güvenliği, jeopolitik riskler ve ekonomik dayanıklılık açısından stratejik bir konu haline geldiğini belirtti. Temiz enerji yatırımlarının küresel ölçekte artmaya devam ettiğini vurgulayan Hakman, enerji politikalarının sanayi ve ticaret politikalarıyla doğrudan kesiştiğini ifade etti.
Yenilenebilir Kurulu Güç Artışı: Şebeke Entegrasyonu Kritik
SHURA Direktörü Alkım Bağ, 2025 yılı itibarıyla Türkiye elektrik sisteminde yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandığını, ancak bu büyümenin şebeke entegrasyonu açısından yeni sınamalar ortaya çıkardığını belirtti. Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği güneş ve rüzgar kurulu gücünü üç katına çıkarma hedefi doğrultusunda, önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl ortalama 8 GW yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor.
2025 yılında 4,9 GW güneş ve 1,7 GW rüzgar santralinin işletmeye alınmasıyla birlikte, rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payı ilk kez yüzde 20 seviyesini aştı. Bu artış, sistem işletimi açısından frekans kontrolü, dengeleme ve yedek kapasite ihtiyacını daha belirgin hale getirdi.
YEKA Modeli: Tahsisten Gerçekleşmeye Geçiş

Bağ, YEKA mekanizmasının kapasite tahsisi ve yerli teknoloji üretimi açısından önemli bir araç olduğunu, ancak mevcut aşamada kritik konunun projelerin zamanında ve planlanan kapasitede devreye alınması olduğunu vurguladı. 2011’den bu yana yarışma yoluyla tahsis edilen kapasitenin yüzde 71’i devreye alınırken, YEKA kapsamında tahsis edilen kapasitenin yaklaşık yarısı işletmeye geçmiş durumda. YEKA-2025 ihaleleriyle birlikte yatırımcı için daha öngörülebilir bir takvim hedefleniyor.
Enerji Dönüşümünün Ana Darboğazı: İletim, Dağıtım ve Esneklik
Toplantının en kritik teknik başlığı, Türkiye elektrik sisteminde iletim ve dağıtım şebekelerinin dönüşümü oldu. Yenilenebilir enerji yatırımlarının devam edebilmesi, TEİAŞ iletim altyapısının güçlendirilmesi ve dağıtım şebekelerinin daha dijital, daha esnek bir yapıya kavuşturulmasına bağlı hale geldi.
Büyük ölçekli iletim yatırımları ve Dünya Bankası finansmanı, özellikle yüksek yenilenebilir penetrasyonuna sahip bölgelerde şebeke kısıtlarının azaltılması açısından kritik görülüyor. Dağıtım seviyesinde ise artan lisanssız üretim, elektrikli araç şarjı ve yeni yoğun tüketim alanları, şebeke işletimini daha karmaşık bir yapıya taşıyor.
Depolama ve Esneklik Mekanizmaları
Depolama yatırımları, sistem güvenliği açısından kritik olmakla birlikte mevcut gerçekleşmeler hedeflerin gerisinde bulunuyor. Batarya enerji depolama sistemlerinin, frekans regülasyonu, pik yük yönetimi ve yenilenebilir entegrasyonu açısından rolünün artması bekleniyor. Ancak SHURA değerlendirmesinde, bataryaların tek başına yeterli olmayacağı; hibrit santraller, talep tarafı katılımı ve piyasa bazlı esneklik mekanizmalarının birlikte tasarlanması gerektiği vurgulandı.
2026 yılı itibarıyla depolama yatırımlarının ölçülebilir şekilde devreye girmesi ve piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren düzenlemelerin hız kazanması öngörülüyor.
Elektrikli Araçlar ve Dağıtım Şebekesi Üzerindeki Etki
Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, özellikle dağıtım şebekelerinde yük profillerini değiştirmeye başladı. Kontrolsüz şarj, belirli saatlerde trafo ve hat yüklenmelerini artırarak işletme risklerini büyütüyor. Bu nedenle şarj altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte akıllı şarj, zaman bazlı tarifeler ve şebeke dostu şarj çözümleri kritik hale geliyor.
Elektrikli araç şarjının kontrol edilebilir yük olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli dağıtılmasını ve yeni altyapı yatırımı ihtiyacının optimize edilmesini mümkün kılıyor.
Enerji Verimliliği, Talep Yönetimi ve Elektrifikasyon

SHURA, enerji verimliliğini arz tarafı yatırımlarını sınırlayan en etkili araçlardan biri olarak konumlandırıyor. Talep tarafı yönetimi sağlanmadan, uzun vadeli arz güvenliğinin mümkün olmadığı vurgulanıyor. Sanayide verimlilik artışı, proseslerin elektrifikasyonu ve yüksek katma değerli üretim, enerji talep artış hızının kontrol altına alınmasında kilit rol oynuyor.
Elektrifikasyon tarafında ise üretimde sağlanan dönüşümün, sanayi, binalar ve ulaştırma gibi son kullanım sektörlerine yeterince yansımadığı belirtiliyor. Elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının artırılması, hem enerji ithalatının azaltılması hem de sistem verimliliğinin artırılması açısından stratejik önem taşıyor.
Finansman, Regülasyon ve Uluslararası Uyum
Net sıfır karbon hedefi doğrultusunda enerji yatırımlarının ölçeğinin büyütülmesi gerekiyor. Elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053’e kadar yıllık ortalama 15 milyar dolar yatırım ihtiyacı öngörülüyor. Uluslararası finansman kaynaklarına erişim, yatırım maliyetlerini düşüren ve yatırımcı güvenini artıran temel unsur olarak öne çıkıyor.
İklim Kanunu’nun yasalaşmasıyla birlikte Emisyon Ticaret Sistemi için hukuki altyapı oluşturulurken, AB ile ticarette karbon kaynaklı risklerin yönetilmesi hedefleniyor. Buna karşın, fosil yakıt bazlı üretim yatırımlarının devam etmesi, sistem dönüşümü açısından dikkatle izlenmesi gereken bir unsur olarak değerlendiriliyor.
COP31 ve 2026 Perspektifi
Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31, Türkiye’nin enerji dönüşümü ve iklim politikalarında uluslararası finansman ve teknoloji iş birliklerini güçlendirmesi açısından önemli bir platform olarak görülüyor. SHURA değerlendirmesine göre 2026 yılı, Türkiye elektrik sektöründe planlama ve hedefleme aşamasından, uygulama ve sistem entegrasyonu aşamasına geçilen kritik bir yıl olacak.